MANŞET Haber Girişi : 10 Ocak 2022 10:15

Bayraktar, 2021 yılını değerlendirdi ve 2022 beklentilerini açıkladı.

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, görüntülü basın açıklamasında tarım sektörünün 2021 yılını değerlendirdi 2022 yılı beklentilerini açıkladı.

 

2021 yılının ülkemizde neredeyse tüm sektörler için oldukça zor geçen ve olumsuz sonuçlarla karşılaştığımız bir yıl olduğunu belirten Bayraktar, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Tarım sektörü de bu zorluk ve olumsuzluklardan etkilendi. Gerek 2020 yılında başlayan pandeminin devam etmesi, gerekse yurdun üçte ikisini önemli derecede etkileyen kuraklık, hem tarım ürünleri arzında daralmaya ve fiyatlarda istikrarsızlığa yol açtı. Hem de istihdamda ve sosyoekonomik yaşantıda bir dizi sıkıntıyı beraberinde getirdi. Diğer taraftan, 2021 yılında döviz kurundaki anormal artışlar, tarımsal girdi fiyatlarındaki küresel ve ülkesel dalgalanmalar sonucu sorunlarımız daha da arttı.

2021 yılında yaşadıklarımız tarımsal üretimin ne kadar önemli olduğunu ve asla ihmal edilemeyecek bir sektör olduğunu bize somut delilleriyle gösterdi. Gıda ürünlerinde görülen yüksek fiyatlar ve bazı ürünlere erişimdeki sorunlar, yediden yetmişe toplumun her kesimine tarımın milli güvenliğimizin en önemli bileşenlerinden biri olduğunu açıkça gösterdi.

Türkiye Ziraat Odaları Birliği olarak, ‘2021 yılı değerlendirmesini’ yaparken tarım sektörümüzde yaşanan gelişmelerin yanı sıra ürün bazında gerileme ve sorunları da kamuoyumuzla paylaşacağız.”

 

Tarımda Ekonomik Göstergeler: Üretim, Büyüme, Örgütlenme

Bayraktar, öncelikle tarım sektörümüzün ülke ekonomisi içindeki yerini ve yaptığı katkıları şöyle özetlenebiliriz dedi ve devam etti:

“2021 yılının ilk 9 aylık verilerine göre tarım sektörü, Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’nın yüzde 6’sını sağladı. Tarım sektöründeki büyüme, 2020 yılında yüzde 5,9 iken, 2021 yılının Ocak-Eylül döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 2,9 oranında azaldı. Tarımdaki gerilemenin temel nedeni, bitkisel üretimde yaşanan azalış oldu.

2020-2021 üretim sezonunda yaşanan şiddetli kuraklık ve diğer afetler, en fazla arpa, buğday ve baklagil ürünlerinde verim kayıplarına neden oldu. 2021 yılı toplam bitkisel üretim, bir önceki yıla göre yüzde 6,1 azalarak, 126 milyon tondan 118,4 milyon tona geriledi. Hayvansal üretimde ise Ocak-Ekim döneminde yumurta üretimi yüzde 2,3 azalırken, tavuk eti ve sanayiye aktarılan süt miktarı yüzde 2,1 oranında arttı.

Öte yandan tarım sektörü, istihdamdaki önemini koruyor. Ekim ayları itibarıyla 2020’de yüzde 18 olan tarımın istihdamdaki payı, 2021’de yüzde 17,1’e geriledi.  2021 yılının Ekim ayında ise tarım 5 milyon kişiye istihdam sağladı. Tarım sektörü, işsizliği 1,7 puan düşürerek yüzde 12,9’dan yüzde 11,2’ye çekti.

Tarım üretici fiyatları enflasyonu Kasım ayında yıllık bazda yüzde 24,35 artarken enflasyon Aralık’ta yüzde 36,08, gıda enflasyonu 43,80 arttı. Ocak-Kasım döneminde gıda ve tarım ihracatı bir önceki yıla göre yüzde 20,5 artarak 18 milyar 522 milyon dolardan 22 milyar 326 milyon dolara yükseldi. Aynı dönemde gıda ve tarım ithalatı bir önceki yıla göre yüzde 15,7 artarak 13 milyar 498 milyon dolardan 15 milyar 623 milyon dolara yükseldi. Böylece tarım ve gıda dış ticareti fazlası Ocak-Kasım döneminde bir önceki yıla göre yüzde 33,4 artarak 5 milyar 24 milyon dolardan 6 milyar 702 milyon dolara yükseldi.

Tarımsal örgütlenmedeki yetersizlik sektörün önemli yapısal sorunlarından biridir. Tarımda üretici örgütleri sayı olarak fazla olmasına karşın idari ve mali açıdan güçlü değildir. Görev ve fonksiyonlarını tam olarak yerine getirememektedirler. Ekonomik örgütlenmenin yetersiz kalması; tarımda üretim planlaması yapılamamasına, pazarlamada sorunlara, fiyat ve gelir istikrarsızlığının oluşmasına neden olmaktadır. Bu nedenle, tarladan markete 5-6 kata varan fiyat artışları görülmektedir. Çiftçiler maliyetine, hatta bazen maliyetin altına ürününü elden çıkarırken, tüketiciler de makul fiyatlarla ürün tüketememektedir.”

 

Tarımsal destekler: Destekleme Bütçesi, Girdi Destekleri, Destek Birim Fiyatları

Bayraktar, açıklamasında tarımsal desteklerle ilgili yaşanan gelişmeleri de paylaştı:

“2021 yılı bütçesinde tarım sektörüne tarımsal destekler için bir önceki yıla göre yüzde 4,7’lik artışla 22 milyar 966 milyon lira kaynak ayrıldı. 2022 yılı destek bütçesi ise 25 milyar 834 milyon olarak planlandı. Her ne kadar destek bütçesinde artış yapılmış olsa da girdi fiyatlarında, örneğin gübrede yüzde 400’leri aşan fahiş artışlar dikkate alındığında belirlenen bu rakamın yetersiz olduğu görülüyor.

Destek bütçesinin Tarım Kanunu’nda belirtildiği gibi Gayrisafi Milli Hasıla’nın en az yüzde 1 oranında olması gerekirken, bu rakam yüzde 0,35 düzeylerinde kaldı.

2021 yılı desteklerinde;

Alan bazlı tarımsal desteklerin yüzde 17,4 oranında artacağı ve 5 milyar liradan 5,9 milyar liraya çıkacağı hesaplanmaktadır.

Prim desteklerin yüzde 5,6 oranında azalarak ve 5,4 milyar liradan 5,1 milyar liraya düşeceği tahmin edilmektedir.

Hayvancılık desteklerinin ise yüzde 6,2 azalarak 7,9 milyar liradan 7,4 milyar liraya düşeceği öngörülmektedir.

Kırsal kalkınma amaçlı tarımsal destekleme bütçesinin de yüzde 114,9 artışla 814 milyon liradan 1,7 milyar liraya çıkacağı tahmini yapılmaktadır.

Tarım sigortası destekleme hizmetleri bütçesinin yüzde 15,1 azalışla 1,5 milyar liradan 1,3 milyar liraya düşeceği öngörülmektedir.

Diğer tarımsal amaçlı desteklerin ise yüzde 15,3 artışla 1,1 milyar liradan 1,3 milyar liraya çıkacağı hesaplanmaktadır.

Girdi destekleri içinde en önemli payı mazot ve gübre destekleri almaktadır.

Bilindiği üzere mazotta yüzde 18 katma değer vergisi (KDV) yükü vardır.

Mazot desteği 2020 yılında 2 milyar 901 milyon lira iken, 2021 yılında yüzde 6,1 azalışla 2 milyar 724 milyon lira olmuştur.

Gübre desteği ise, 2020 yılında 840 milyon lira iken, 2021 yılında yüzde 90,6 artışla 1 milyar 601 milyon lira olmuştur.”

 

“Tarımsal Girdilere Yapılan Zamlar Karşısında Destekler Çok Yetersiz Kalıyor”

Tarımsal girdilerde yapılan zamlara karşın desteklerin yetersiz kaldığını belirten TZOB Genel Başkanı Bayraktar, açıklamasını şöyle sürdürdü:

“Kuraklık ve her yıl yaşadığımız diğer afetler dikkate alındığında bu zamlarla birlikte 2022 yılı tarım sektöründe zorlu geçecek. Bu duruma hükümet seyirci kalamaz. Çiftçimiz zaten gübre ve mazottaki yüksek artışlar nedeniyle sonbahar ve kış ekimini yapamadı. Ekim yapanlar ise gübreyi yetersiz kullandı veya hiç kullanamadı.

Yılbaşında yapılan bu yeni zamlar girdi maliyetlerini daha da artıracak, girdi kullanımını daha da azaltacaktır. Yeni elektrik fiyatlarıyla sulama da yapılamayacaktır. Sadece sulamadan dolayı çiftçimizin elektrik fiyatları 2 kat arttı. Bu maliyetleri karşılayamayan üreticilerimiz üretimden vazgeçecek, fiyatlar yükselecek, hem çiftçilerimiz hem tüketicilerimiz zarar görecek, gıdaya ulaşım da zorlaşacaktır. Zaten sıkıntı içinde olan hayvancılık sektörü, yem fiyatlarındaki artış, çiğ süt ve karkas fiyatlarının para etmemesi sonucu daha zor günler yaşayacaktır. Sektör yeni bir kriz ile karşı karşıyadır.

Maliyetlerin aşırı artması karşısında girdi desteği çok yetersiz kaldı. Bitkisel ve hayvansal üretim yapan üreticilerimize moral verecek yeni destekleri acilen devreye sokmazsak, ülke olarak üretimi değil, ithalatı desteklemiş oluruz. 2022 yılı insanımız için zor bir yıl olur. Ülke olarak ağır faturalar öderiz. Sonra çok pişman oluruz, ancak ahlar vahlar para etmez.”

 

Tarımsal girdi kullanımı: Gübre, Mazot, Tohum, Elektrik

Bayraktar, tarımsal girdinin önemli kalemleri olan gübre, mazot, tohum ve elektrik konusunda ise şöyle konuştu:

2021 yılının Eylül ayından itibaren gübre fiyatlarındaki aşırı yükseliş beraberinde gübre kullanımında azalmayı getirdi. Artan gübre fiyatları dikkate alındığında, 2021 yılında hububatta dekara 20 lira, diğer ürünlerde dekara 8 lira olan destek çok yetersiz kaldı. Gübre desteğinin bazı ürünlerde gübre maliyetini karşılama oranı yüzde 1’lere kadar düştü. Gübre desteği de anlamını yitirdi. Gübre fiyatlarının yarısının devlet tarafından destek olarak verilmesi sağlanmalıdır.

Önemli bir tarımsal girdi olan gübrede, Aralık ayı itibariyle son 1 yılda, amonyum sülfat gübresi yüzde 437, üre gübresi yüzde 403, amonyum nitrat gübresi yüzde 371, DAP gübresi yüzde 294 ve 20.20.0 kompoze gübresi yüzde 261 oranında arttı. Gübre kullanımının sürdürülebilir olması için gübre fiyatlarının makul seviyelerde tutulması gerekiyor.

2022 yılında yetersiz gübre kullanımının ülkemize faturası ağır olur. Dövizdeki artış nedeniyle bazı tarım ilaçları fiyatlarında da yüzde 70’e varan oranlarda artışlar yaşandı. Geçen yıla göre süt yemi yüzde 97,1, besi yemi yüzde 96,5 oranında arttı. Aralık ayının 20’sinden sonra döviz kurunda görülen düşüşlere bağlı olarak pek çok gıda ürününde ve tarımsal girdi fiyatlarında beklenilen düşüş yaşanmadı. Bu durumda gübre fiyatlarında da kayda değer oranlarda indirim olmadı.

Kimyasal gübreleri ucuza ithal ettikleri halde fiyatlarını daha pahalıya ithal eden firmalarla bir tutan ve bunun yanında haksız bir şekilde kâr marjlarını artıran ithalatçılar ve dağıtıcılar bulunuyor.

Gübre piyasasının istikrarsızlığından yaralanarak haksız kazanç elde eden bu firmaların ve dağıtıcıların, Ticaret Bakanlığınca denetlenerek piyasa fiyatlarının düzenlenmesi açısından gübre fiyatlarını maliyet ve onun üzerine adil bir kâr düzeyine getirmeleri sağlanmalıdır. Bu bağlamda gübre üreten ve ithal eden tüm sektörün dünya gübre fiyatlarının yüksekliği karşısında üreticilerin gübreye taleplerini haksız kazanca dönüştürme çabasına girmemeleri gerekiyor.

Üreticinin sırtından haksız gelir elde etmeye çalışmak, tarımsal üretime vurulacak en büyük darbelerden birisidir.

Diğer önemli bir girdi ise mazottur. Mazot fiyatları, 2021 yılında yüzde 73,8 artarak 6 lira 68 kuruştan 11 lira 56 kuruşa yükseldi. Ancak, 31 Aralık 2021’den 8 Ocak 2022’ye kadar geçen sadece bir haftalık zaman diliminde mazotun litre fiyatına yüzde 19,64 zam yapıldı. Tarımın bu en önemli girdisi 2022 yılının daha en başında 11 lira 56 kuruştan 13 lira 83 kuruşa çıktı ve 1 litre mazot 1 doları geçti.

Gıda arzına olan ihtiyacın geçmiş yıllara göre daha da arttığı günümüzde, tarımsal üretimin başlangıcı olan tohumun önemi her geçen gün artıyor. Gıda zincirinin ilk halkası olan tohum, biyolojik ve kültürel çeşitliliğin ise temelini oluşturuyor. Dünyada ve ülkemizde ekim alanları giderek daraldığından, üretimi arttırmanın tek yolu verimliliği artırmaktır. Bu nedenledir ki tohum üretiminin artırılması ve tohum ihtiyacımızın yurt içinden karşılanması önem taşıyor.

Sertifikalı tohum üretimi 2020 yılında bir önceki yıla göre yüzde 8,6 artarak 1 milyon 242 bin 65 tona ulaştı. Sertifikalı tohum üretim miktarının içerisinde en fazla pay alan tohum türü, 500 bin 574 ton ile buğdaydır.

Ekilişlerin bu yıl Kasım ayına sarkması ve kuraklık nedeniyle hububat piyasasında görülen aşırı daralma tohumluk fiyatlarını da etkiledi. Kasım ayında piyasada 2020’ye göre buğday tohumluğu için yüzde 75’i, arpa tohumluğu için ise yüzde 100’ü aşan fiyat farklılıkları oldu. Sertifikalı tohum fiyatlarında yüzde 100’lere varan artışlar yüzünden çiftçimizin sertifikalı tohumluk kullanımında ciddi azalma yaşandı. Bu durum rekoltede ve kalitede kayıplara neden olacak. Bu nedenle sertifikalı tohum kullanımına verilen destekler artırılmalı, üretici teşvik edilmelidir. Sertifikalı tohum fiyatları da olabildiğince düşük tutulmalıdır.

Ayrıca son yıllarda iklim değişikliğinin de etkisiyle yaşanan kuraklık, tohumun ne denli önemli olduğunu bir kez daha ortaya çıkardı. Özellikle kuraklık riski olan bölgelerde kuraklığa dayanıklı tohum çeşitlerinin daha da geliştirilip çiftçiye ulaştırılması sağlanmalıdır. Çiftçimizi kaliteli tohum kullanmaya teşvik etmek gerekirken, yapılan zamlarla çiftçimiz bırakın kaliteli tohum kullanmayı, tohum bile kullanamaz hale geldi. Bu durum üretime büyük darbe vuracaktır.

Tarımsal sulamada üreticilerimizin karşı karşıya kaldığı sorunların başında elektrik fiyatları geliyor. Özellikle fon, pay ve vergi dahil, 2020 yılı Aralık ayı itibarıyla 85,2 kuruştan elektrik alan üreticilerimiz 2021 yılı Aralık ayında yüzde 22,2’lik artışla 104,1 kuruştan elektrik kullanmak zorunda kaldı. Üreticilerimiz mesken abone grubuna göre yüzde 16,34 daha pahalı elektrik kullandı.

Diğer taraftan, 2021’de zaten çok pahalı olan elektrik fiyatları nedeniyle büyük maliyet artışlarını göğüslemek zorunda kalan üreticilerimiz indirim beklerken, 31 Aralık 2021 gece yarısı elektriğe gelen ve 01 Ocak 2022 tarihinden itibaren geçerli olan astronomik zamlar sonucunda yıkıldı.

2022 zammıyla tarımsal sulamada kullanılan elektrikte, tek zamanlı alçak gerilim fiyatında 2021’e göre yüzde 94,8 oranında fiyat artışı oldu.

2021 Aralık ayında, ‘KDV ve diğer kalemler’ hariç tek zamanlı alçak gerilim birim fiyatı kilovat saatte 86 kuruş iken, gelen zamla birlikte kilovat saatte 167 buçuk kuruşa yükseldi. Artan elektrik fiyatları üretimin sürdürülebilirliği için büyük bir tehdit unsuru haline geldi. Üreticilerimiz bu elektrik fiyatlarıyla üretim yapamaz hale geldi.

Üreticilerimizin verimli bir şekilde üretime devam edebilmeleri için elektrik fiyatları makul düzeye çekilmelidir. Tarım sektörünün stratejik önemi göz önüne alınarak, tarıma pozitif ayrımcılık yapılmalıdır.

Elektrikte uygulanmakta olan yüzde 18 KDV oranı artan maliyetler karşısında ezilen çiftçilerimiz için yüzde 1’e indirilmelidir. Elektrik mutlaka desteklenmeli, tarifede ciddi bir indirim yapılmalıdır. Aylık fatura düzenlenmesi de üreticilerimizi sıkıntıya sokmaktadır. Gerekli düzenlemeler yapılarak ürünlerin hasat dönemi dikkate alınıp, yılda bir ya da iki kez olacak şekilde tahsilat yapılması sağlanmalıdır.

Çiftçilerimiz gübre, mazot, sertifikalı tohum, elektrik ve ilaç kullanmaktan korkuyorsa ve kaçıyorsa üretmekte ciddi bir sorun var demektir. Çiftçimizi toprağa ısındırmalıyız, korkularını bertaraf etmeliyiz.

Üretmek için değil, sadece rant için toprak alanların sayısı hızla artıyor. Bu durumu seyredemeyiz, görmezden gelemeyiz. Acil olarak çiftçilerimizin tarlasını satmasını önleyecek, üretimde kalmasını sağlayacak tedbirleri almalıyız. Taşıma suyla değirmen dönmez. İthalatla ülkeyi doyurma imkânı yoktur. Çok üzülürüz. Son pişmanlık fayda etmez.”

 

 

Tarımın Finansmanı: Krediler, Faizler, Borçlar

Çiftçilerimizin 2021 yılında da finansman sıkıntıları yaşadı” diyen Bayraktar, açıklamasını şöyle sürdürdü:

“Son yıllarda afetlerin de etkisiyle çiftçilerimizin kredi borçları arttı. Çiftçilerimizin bir kısmı, başka bankalardan yüksek faizle aldığı kredilerle borcunu kapatmak zorunda kaldı.

Üreticilerimize kredi sağlayan kamu kurumlarının faiz oranları da oldukça yüksektir. Tarımsal kredilerde Ziraat Bankası tarafından en düşük uygulanan yılık cari faiz yüzde 16, Tarım Kredi Kooperatifleri tarafından uygulanan yıllık en düşük faiz oranı ise yüzde 22’dir. Diğer bankalarda ise bu oranlar yüzde 25-30 arasında değişiyor.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu verilerine göre, 2020 yılı Eylül ayında 128,2 milyar lira olarak gerçekleşen tarım ve balıkçılık nakdi ve takipteki toplam kredi bakiyesi, 2021 Eylül ayına kadar 156 milyar liraya ulaştı. Son bir yıllık süreçte bankalardan kredi kullanımı yüzde 21,7 oranında arttı.

Dünyada artan ürün fiyatları gıda fiyatlarını da olağanüstü artırdı. Bu yıl aydan aya hızla artan fiyatlardan, ürününü özellikle temmuz ve ağustos aylarında hasat eden ve satışını yapan üreticilerimiz yeterince faydalanamadı. Diğer taraftan, bu yıl başta şiddetli kuraklık olmak üzere yaşanan doğal afetler nedeniyle ekonomik geliri azalan ve krediye daha fazla ihtiyaç duyan tarım sektöründe sorunlar daha fazla arttı. Geçmiş yıllardan birikerek gelen ve bu sene yeterli geliri elde edemeyen çoğu üretici, artan kredi borcunu ödeyemedi.

2021 yılında yaşanan afetlerden zarar gören üreticilerin düşük faizli kredi borçları ertelemesi 3 Ocak 2020 tarihli Cumhurbaşkanı Kararı doğrultusunda yapıldı. Bu karar gereği afet yaşayan çiftçilerin borçlarına, kredinin 1 yıl süreyle ertelenmesi halinde yıllık yüzde 12,75, beş yıl taksitlendirme seçeneğinde ise yıllık yüzde 13,6 oranında faiz uygulandı. Uygulanan faizlerin yüksekliği ve çiftçinin kredi borcunun sadece zarar gören oran kadar ertelenmesi gibi nedenlerle bu karar yeterince fayda sağlayamadı. 

Tarım Kredi Kooperatiflerine olan kredi borçlarının ödenememesi ile ilgili yapılan başvurular sonucu 31 Aralık 2020 tarihi itibariyle tasfiye olunacak alacaklar hesabına aktarılan kredi borçları yapılandırıldı. İçinde bulunulan zor süreçte çiftçinin kooperatifi olan Tarım Kredi Kooperatifleri Birliği Kasım ayında biten bu süreyi yeniden uzatmalıdır. Ayrıca, özellikle Tarım Kredi Kooperatiflerinin yapılandırmada peşinat talep etmesi çiftçilerin faydalanmasını engelliyor.

Kurumların yapılandırma uygulamalarından faydalanamayan veya borç yapılandırması yapılmayan çiftçilerin borçları için icra süreci başlatılıyor. Çiftçi borçlarına yönelik yapılan açıklamalarda, Bankalar ve Tarım Kredi Kooperatiflerinin takipteki borçlu sayısı az gösterilmekte, çiftçinin önemli bir kısmının borcunu ödediği ifade edilmektedir.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu verilerine göre 2020 yılı Eylül ayında 5,3 milyar lira olan takipteki kredi tutarı, 2021 Eylül ayında yüzde 14,8 oranında azalarak 4 buçuk milyar liraya geriledi.

İşin gerçeği şudur ki; çiftçilerimiz kredi verilen kuruluşa çağrılmakta, borcunun faizi alınmakta, kalan borcu yeni eklenen faizle yeni kredi olarak devam ettirilmektedir.

Eski borç kapanmış görünmektedir. Ya da kredi kuruluşları kendi bünyelerinde bu borçları yüksek faizlerle yapılandırmaktadır. Takipten çıkan bu borçlar ödenmiş gibi görünmektedir. Halbuki borç ödenmemiştir.”

Doğal Afetler, İklim Değişikliği, Sıra dışı Meteorolojik Olaylar

“Bu yıl meteorolojik olayları çiftçilerimiz daha yoğun ve etkili bir şekilde yaşadı” diyen Bayraktar, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Özellikle son dönemde görülen sıra dışı meteorolojik olayların peş peşe gelmesi tarım alanlarındaki zararların artmasına neden olmuş, zor durumda olan üreticimizin mağduriyeti daha da fazlalaşmıştır.

Bölge geneli yağışlar ise Marmara ve Karadeniz bölgelerinde normali civarında, diğer bölgelerde normalleri altında gerçekleşmiştir.

Şubat ayı ortaları ile Mart ayının son haftalarında meydana gelen don, ülkemizin katma değeri yüksek önemli ihraç ürünlerinden fındık, kayısı ve üzüm başta olmak üzere erik, kiraz ve badem gibi ürünlerde zarara neden olmuştur.

Başta batı Akdeniz bölgesi olmak üzere Ağustos ayında meydana gelen orman yangınları da üreticilerin hayvan varlıklarını, evlerini, müştemilatlarını, ekili ve dikili alanlarını, seralarını, traktörlerini, tarım alet ve makinelerini etkilemiştir.

Türkiye'nin dört bir yanındaki Ziraat Odalarımızla birlikte, yangından etkilenen bölgelerimizdeki Ziraat Odalarımız vasıtasıyla, afetten zarar gören çiftçilerimizin acil ihtiyaçlarını gidermek üzere seferber olduk. Yangından zarar gören üreticilerimizin zararlarının karşılanabilmesi için yardım kampanyası başlattık. 

Yangının ilk günlerinde bazı odalarımız ise çiftçilerimizin temel ihtiyaçları ile ilgili özellikle hayvancılık yapan çiftçilerimizin hayvanları için gerekli olan yem, saman ve ot gibi ihtiyaçlarını da karşıladılar.

Ziraat Odalarımız aracılığıyla edindiğimiz bilgilere göre, bu üretim döneminde doğal afetlere bağlı olarak 75 ilimizde tarımsal üretim zarar görmüştür.”

 

“Tarım Sektörümüzün 2021 yılında Kuraklıkla Sınavı Çok Zor Geçti”

Kuraklığın 2021 yılında gündemin birinci maddesi olduğuna dikkat çeken Bayraktar, değerlendirmeye şöyle devam etti:

“Bu afet daha uzun bir süre de önemini artırarak gündemdeki yerini koruyacaktır. Sadece birkaç bölgeyi değil neredeyse bütün ülkeyi etkisi altına aldı.

Türkiye Ziraat Odaları Birliği olarak 10 Aralık 2020 tarihinde yaptığımız basın açıklamasında; 2021 yılının 2020 yılından daha riskli olduğunu ifade etmiş ve bu riski kuraklığın oluşturduğunu net olarak kamuoyuna duyurmuştuk. Kuraklık felaketiyle ilgili olarak 2021 yılının nisan, mayıs, haziran, temmuz ve ağustos aylarında yaptığımız kapsamlı açıklamaları kamuoyuyla paylaştık.

Türkiye Ziraat Odaları Birliği 2020-2021 Tarımsal Üretim Dönemi Kuraklık Risk Tahmin Raporunda da ayrıntılı şekilde öngörü ve taleplerimizi açıkladık. Yayınladığımız raporlardaki öngörülerimizin maalesef tamamı doğru çıktı. 52 ilimizde çeşitli derecelerde görülen kuraklıktan, özellikle kuru alanlarda yetiştirilen hububat ve baklagiller en fazla etkilenen ürünler oldu. Bu yıl arpa, buğday ve kırmızı mercimekte önemli üretim kayıpları gerçekleşti. Kuraklığın hayvancılıkta da yükselen maliyetlerin daha da artmasına neden olabileceği görülüyor. Geçimini hayvancılıkla sağlayanlar, yem fiyatlarını karşılayamadıkları için hayvanlarını satarak veya kestirerek sektörden çıkmakta, ahırlar boşalmaktadır.

Türkiye Ziraat Odaları Birliği olarak üreticilerin afetlerden en az seviyede etkilenmesi ve kayıpların asgari düzeyde olması için iklim koşulları ve bitki gelişimlerini yakından takip ettik. Ayrıca Ziraat Odalarımızla video konferans yöntemiyle toplantılar yaptık. Çiftçilerimize dekar başına 200 lira kuraklık desteğinin yanında, Tarım Kredi Kooperatifleri, Ziraat Bankası ve özel bankalara olan borçlarının uzun vadeye yapılandırılmasını, elektrik ve sulama birliklerine olan borçları faizsiz ertelenmesini, yüksek olan TARSİM sigorta primlerinin düşürülmesini ve devlet desteğinin artırılmasını istedik.

Taleplerimiz doğrultusunda hükümetimiz tarafından kuraklıktan etkilenen buğday, arpa, yulaf, çavdar, nohut ve mercimek üreticilerine verim kayıplarına göre dekara 100 liraya kadar destek verildi, ancak ödemeler çok gecikti ve gecikme halen devam ediyor.

Kuraklık nedeniyle kredi borçlarının ertelenmesi ve TARSİM hakkındaki taleplerimizle ilgili gelişmelere de açıklamamızın ‘Tarımın Finansmanı’ ve ‘Tarım Sigortaları’ bölümlerinde değindik.

Buğday, kırmızı mercimek, ayçiçeği, soya, mısır gibi ithal etmek zorunda kaldığımız birçok ürün dikkate alındığında uluslararası piyasalarda yaşanan fiyat hareketleri ülkemiz piyasalarını doğrudan etkiledi. Buna kurdaki anormal hareketlenme de eklenince ithal ettiğimiz ürünlerin maliyetleri tüketici fiyatlarını artırdı ve yüksek gıda enflasyonu riski devam etti.”

 

“Tarım Sigortaları Daha İyi Olma Yolunda”

“Tarım Sigortaları Kanunu’nun çıkması ve uygulamanın başlatılması için Türkiye Ziraat Odaları Birliği sonuna kadar destek vermiştir” diyen Bayraktar, açıklamasına şöyle devam etti:

“Türkiye Ziraat Odaları Birliği, TARSİM’e kurulduğu 2006 yılından bu yana desteğini sürdürmektedir.

1 Ocak-21 Aralık 2021 döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre toplam prim yüzde 46 oranında artarak 4,4 milyar liraya ulaşmıştır. Bu yıl artan afetler nedeniyle sigorta yaptıran üreticilerin aldığı tazminat geçen yıla göre yüzde 88 oranında artarak 2,38 milyara ulaşmıştır. Sigortalanan alan yüzde 6 oranında artarak 26,9 milyon dekara, toplam sigortalanan hayvan sayısı yüzde 33 oranında artarak 13 milyona ulaşmıştır.

Tarım sigortaları kapsamının genişletilmesi bakımından Odalarımız ve çiftçilerimizin talepleri Birliğimizce, Tarım Sigortaları Havuzu Yönetim Kuruluna iletilmektedir. 2021 yılında da önerilerimiz doğrultusunda bazı ürünler ve riskler kapsama alınmış, üreticilerimiz memnun olmuştur. 2021 de eklenen önemli konulardan biri kuraklık verim sigortasının köy bazlı olarak başlatılmış olmasıdır. Devlet Destekli Tarım Sigortaları Sistemi’nde, bu yıl başlayan Köy Bazlı Kuraklık Verim Sigortası kapsamında, 44 ilin 267 ilçesinin 3.532 köyünde 14 bin 213 sigortalı üretici tazminat almıştır. 2021 yılında sigortalı üreticilerden toplanan 24 milyon TL prim karşılığında 214 milyon TL hasar ödemesi gerçekleştirilmiştir.

2021 yılında kuraklık verim sigortasında eksperlerin hasar tespit sonuçları ile Tarım ve Orman İl ve İlçe Müdürlükleri arasındaki hasar tespit sonuçlarının birbirinden farklı olması ve şiddetli kuraklık yaşanan bazı köylerde çiftçilerin kuraklık verim sigortası yaptırdığı halde tazminat alamaması sorun olmuştur. Birliğimizin de girişimleri sonucu, 2021 yılında alınan Karar ile 2022 yılında kuraklık verim sigortası prim desteği yüzde 60’tan, yüzde 70’e çıkarılmış, tazminat ödeme oranı da yüzde 70’den yüzde 80’e çıkarılmıştır. 2022 yılında yaşanabilecek olası kuraklık durumunda çiftçiler daha az prim ödeyerek daha fazla tazminat alabileceklerdir.

2021 yılında alınan Karar ile Gelir Koruma Sigortası, ilk kez 2021-2022 tarımsal üretim döneminde Konya İlinin Cihanbeyli, Kadınhanı ve Karatay ilçelerinde buğday ürününde pilot olarak başlatıldı. Çiftçi gelirlerini artan afetlere ve fiyat risklerine karşı koruyacak olan Gelir Koruma Sigortasında devlet desteği sigorta priminin yüzde 60’ı olarak uygulanıyor.

Devlet destekli tarım sigortaları sistemi başlanıldığı günden bu yana gelişme göstermiş göstermeye de devam etmektedir. Ancak halen tarım sigortası çiftçileri artan afetlere karşı korumada tek başına yeterli olamamaktadır. 2021 yılında ÇKS’ye kayıtlı tarım alanı 147,2 milyon dekar iken sigorta yaptırılan alan 26,9 milyon dekardır. Bu nedenle çiftçi gelirlerini artan doğal afetlere karşı daha fazla koruyabilmek için tarım sigortası kapsamında halen yer almayan risklerin yaşanması durumunda veya çeşitli nedenlerle sigorta yaptıramayan çiftçilerin zararlarını karşılayacak şekilde afet desteği her yıl yapılmalıdır.”

 

“Sulama ve sulama ücretleri 2021’de de sektörün en önemli gündem maddeleri arasında yerini aldı”  

İklim değişikliğinin 2021 yılının en önemli gündem maddelerinden biri olduğunu belirten Bayraktar, detayları şöyle paylaştı:

“Son yıllarda ve özellikle 2020-2021 üretim döneminin ilk aylarında iklim değişikliğinin etkileri ve sonuçları önemli ölçüde hissedilmiştir. Bu durum çiftçilerimizin gelirinde azalmaya neden olmakla birlikte çıkış göstermeyen arazilerin tekrar ekilmesine yani maliyetlerinin artmasına neden olmuştur.

Ülkemizde çeşitli maksatlara yönelik (sulama suyu temini, içme ve kullanma suyu temini vb.) olarak yıllık kullanılabilir su potansiyeli 112 milyar m3’tür. Söz konusu toplam su potansiyelinin 2020 yılı gerçekleşmelerine göre 44,25 milyar m3’ü (yüzde77) sulama suyu, 13,19 milyar m3’ü (yüzde23) ise içme-kullanma ve sanayi suyu olmak üzere toplamda 57,44 milyar m3 ’ü kullanılmaktadır.

Ülkemizde ekonomik olarak sulanabilir tarım arazisi alanı 8,5 milyon hektar olup bu alan 23,1 milyon hektar tarım arazisinin yüzde 36,8’ini oluşturuyor. Çiftçilerimizin kuru tarımda birim alandan elde edeceği gelire göre daha fazla gelir elde edeceği gerçeği suyun ekonomik olarak önemini daha da artırıyor. Bu kapsamda stratejik meta haline gelen su da özellikle tarımsal sulamada tasarrufa gidilmeli ve Konya Ovası Projesi, Güneydoğu Anadolu Projesi, Doğu Karadeniz Projesi ve Doğu Anadolu Projesi gibi projeler biran önce tamamlanmalıdır. Ayrıca acilen eski ve atıl vaziyette olan bu yapıların yenilenmesi gerekiyor. Böylece su israfı azalacaktır.

Her yıl yayımlanan Karar ile Sulama Birliklerince İşletilen Sulama Tesislerinde Uygulanacak Su Kullanım Hizmet Bedeli Tarifeleri belirleniyor. Su kullanım hizmet bedeli, sulama birliğinin kararı ve Devlet Su İşleri Bölge Müdürlüğünün onayı ile tarifedeki eşik ücretlerin altında kalmayacak şekilde uygulanmaktadır.